TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye’de imalat sanayinin son yıllardaki zayıf performansına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Diren, küresel rekabet, Avrupa’daki düşük talep ve yüksek enflasyonun sanayi üzerinde baskı oluşturduğunu belirterek, Türkiye’nin 10-15 yıllık, somut hedeflere dayanan yeni bir sanayi stratejisine ihtiyacı olduğunu söyledi.
Türkiye’nin sanayi üretimindeki büyüme ivmesi son yıllarda belirgin şekilde zayıflarken, iş dünyasından uzun vadeli ve kapsamlı bir sanayi stratejisi çağrısı geldi.
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, imalat sanayinin mevcut görünümünü ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemde izlemesi gereken sanayi politikalarını değerlendirdi. Küresel ekonomideki dönüşümden Avrupa’daki talep koşullarına, enflasyonla mücadeleden yeşil ve dijital dönüşüme kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Diren, sanayide yaşanan sorunların hem küresel hem de iç dinamiklerden kaynaklandığına dikkat çekti.
Diren, sanayi stratejilerinin kısa vadeli politikalarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, “Net, uzun vadeli, somut hedefli ve çok sıkı takip edilen” yeni bir sanayi stratejisi oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Sanayiyi zayıflatan üç temel etken
Diren’e göre Türkiye sanayisinin son dönemdeki zayıf performansının arkasında üç temel faktör bulunuyor.
İlk sırada küresel ekonomide yaşanan hızlı dönüşüm ve Çin’in giderek güçlenen rekabet baskısı yer alıyor. Teknolojik dönüşüme yeterince hızlı uyum sağlanamamasının Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirten Diren, bu durumun doğrudan sanayiye yansıdığını söyledi.
İkinci önemli faktör ise Türkiye’nin en önemli ihracat pazarı konumundaki Avrupa’da talebin düşük seyretmesi. Avrupa’daki zayıf talebin ihracat siparişlerini, dolayısıyla sanayi üretimini olumsuz etkilediğini ifade eden Diren, üçüncü unsurun ise Türkiye’nin uzun süredir mücadele ettiği yüksek enflasyon olduğunu kaydetti.
Diren, enflasyonla mücadelenin yan etkilerinin sanayi tarafından güçlü şekilde hissedildiğini, sanayi politikaları ve reform ayağının geride kalmasının da sektör üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
“10-15 yıllık sanayi stratejisine ihtiyaç var”
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye’nin yeni dönemde günü kurtaran politikalar yerine uzun vadeli bir sanayi planlamasına yönelmesi gerektiğini söyledi.
Diren, hangi teknolojilere ve sektörlere odaklanılacağının, Türkiye’nin rekabet stratejisinin ne olacağının ve sektörel ve bölgesel önceliklerin net şekilde belirlenmesi gerektiğini vurguladı.
Sanayi stratejilerinin en az 10-15 yıllık perspektifle hazırlanması gerektiğini belirten Diren, bu yaklaşımın önemini bir ağacın meyve vermesi için gereken süre üzerinden anlattı. Diren, “Bir ağaç diktiğinizde meyve vermesi, gölge yapması en az 5-6 seneyi buluyor” dedi.
Diren’e göre söz konusu planlar kamu öncülüğünde ancak iş dünyasıyla istişare edilerek hazırlanmalı. Hazırlanan stratejilerin yalnızca kamu tarafından değil, ekonominin tüm kesimleri tarafından benimsenmesi ve uygulanması da kritik önem taşıyor.
“Net ihracatçı sektörler korunmalı”
Yeni sanayi stratejisinin oluşturulması sırasında lokomotif sektörlerin ve net ihracatçı sektörlerin önceliklendirilmesi gerektiğini belirten Diren, verilecek desteklerin de bu çerçevede yeniden ele alınmasını istedi.
Kamu ve özel sektörün orta ve uzun vadeli hedeflerde aynı doğrultuda hareket etmesinin önemine dikkat çeken Diren, böylece sanayinin daha öngörülebilir bir ortamda yatırım ve üretim planlaması yapabileceğini söyledi.
Diren, dezenflasyon programından vazgeçilmemesi gerektiğini ancak sanayicinin artan maliyetlerle mücadele edebilmesi için üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımlarına yönelik seçici, hedefli ve şeffaf finansman imkanlarının sağlanması gerektiğini ifade etti.
“Önce sanayi nefes alacak, ardından yapısal dönüşüm adımları gelecek” diyen Diren, Türkiye’nin yapısal dönüşüm konusunda geciktiğini ve küresel gündemin gerisinde kalmaya başladığını belirterek hızlı adım atılması gerektiğini vurguladı.
Vergi politikalarında gelir adaleti vurgusu
Yüksek enflasyonun gelir dağılımında bozulmaya neden olduğunu belirten Diren, ekonomik büyümenin refah artışına toplumun tüm kesimlerine aynı ölçüde yansımadığını söyledi.
Diren’e göre adil gelir dağılımının sağlanabilmesi için öncelikle enflasyonun kalıcı şekilde düşürülmesi gerekiyor. Ancak enflasyonla mücadelenin oluşturduğu maliyetin de toplum kesimleri arasında dengeli paylaşılması önem taşıyor.
Teknolojik gelişmelerin istihdam üzerindeki etkisine de dikkat çeken Diren, dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekanın imalat sanayinde istihdam kaybına yol açmasının beklendiğini söyledi. Bu nedenle istihdamın daralacağı alanlardan yeni istihdam potansiyeli taşıyan sektörlere geçişin planlanması gerektiğini belirtti.
Vergi adaletinin güçlendirilmesi, dolaylı vergilerin ağırlığının azaltılması ve gelir vergisi dilimlerinin enflasyon ile ücret artışları dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiğini ifade eden Diren, kayıt dışılıkla mücadelenin de kritik olduğunu söyledi.
Diren, eğitim yoluyla iş gücünün beceri uyumunun sağlanması ve sosyal politikaların güçlendirilmesinin de gelir adaletinin önemli unsurları arasında bulunduğunu belirtti.
Gıda fiyatlarında yapısal sorunlara dikkat çekti
Türkiye’de gıda fiyatlarının yüksek seyretmesinin yalnızca gıda sektörüne özgü olmadığını belirten Diren, hizmet ve eğitim gibi birçok alanda da maliyetlerin önemli ölçüde arttığını söyledi.
Sektörlerle yapılan görüşmelerde toplam maliyetlerde ciddi yükseliş görüldüğünü belirten Diren, artan maliyetlerin fiyatlara yansıdığını, bunun da ücret-fiyat sarmalını beslediğini ifade etti.
Gıda sektöründeki sorunların çözümü için tarım ile tarıma dayalı sanayinin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Diren, bölgesel tarımsal üstünlüklerin ve beslenme ihtiyacının merkeze alındığı, tarıma dayalı sanayinin bu yapı etrafında geliştirildiği ve gıda israfının azaltıldığı yeni bir ekosistem oluşturulması gerektiğini söyledi.
Diren, yapısal reform gerektiren alanları beş başlıkta sıraladı:
- Piyasa yapısı, aracılık faaliyetleri ve örgütlenme
- Katma değerin artırılması, inovasyon ve dijital tarım
- İklim değişikliği karşısında tarımsal arzın sürdürülebilirliği
- Tarım ve gıda lojistik altyapısının geliştirilmesi
- Tarımsal destek ve teşviklerin yeniden ele alınması
Diren, gıda enflasyonunun kalıcı şekilde düşürülebilmesi için hem makroekonomik sorunların hem de sektörlerin kendi yapısal problemlerinin çözülmesi gerektiğini belirtti.
Küreselleşmede maliyet yerine güven öne çıkıyor
Küresel ekonomide ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabetinin yeni bir dönemi beraberinde getirdiğini belirten Diren, dünyada tam anlamıyla iki kutuplu bir ayrışmadan ziyade kontrollü ve katmanlı bir ayrışmanın yaşandığını söyledi.
Diren’e göre ekonomik ilişkiler devam ederken özellikle stratejik sektörlerde güvenilir ortaklıklar daha fazla önem kazanıyor. Yapay zeka, yarı iletkenler ve kritik mineraller gibi alanların da bu rekabetin merkezinde yer aldığını belirtti.
Türkiye’nin ABD ile jeostratejik iş birliklerini sürdürürken Çin ile ticari ve ekonomik ilişkilerini korumaya ve geliştirmeye çalıştığını ifade eden Diren, Avrupa ile ilişkilerin de Türkiye açısından kritik önem taşıdığını söyledi.
Gümrük Birliği başta olmak üzere Avrupa ekonomik alanıyla yakın ilişkilerin sürdüğünü belirten Diren, Türkiye’deki mevzuatın önemli bir bölümünün AB ile bağlantılı olduğunu, yabancı yatırımlarda da Avrupa’nın öne çıktığını kaydetti.
TÜSİAD olarak Avrupa Birliği entegrasyonu önceliği doğrultusunda çalışmalarını yoğunlaştırdıklarını belirten Diren, yeni küresel düzende kamu rehberliği ile iş dünyası iş birliğinin öneminin arttığını söyledi.
“Yeni dünyada kamu rehberliği şart”
Türkiye’nin bir yandan Batı dünyasıyla stratejik ilişkilerini sürdürürken diğer yandan farklı ülkelerle kritik alanlarda iş birlikleri geliştirmesinin önem taşıdığını belirten Diren, belirli alanlarda stratejik tedarikçi olma hedefinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin aynı anda zamanla, teknolojik bilgi birikimiyle ve jeopolitik risklerle mücadele ettiğini belirten Diren, bu nedenle uzun vadeli stratejilerin kamu rehberliğinde ve iş dünyasının katkısıyla oluşturulması gerektiğini söyledi.
Yeşil dönüşüm için üç kritik adım
Diren, son dönemde gündemde geri planda kalmış gibi görünse de yeşil ve dijital dönüşümün Türkiye açısından önemini koruduğunu belirtti.
Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamındaki gelişmelerinin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade eden Diren, iklim krizinin ertelenebilir bir gündem olmadığını söyledi.
Yeşil dönüşümün yalnızca çevresel bir hedef olmadığına dikkat çeken Diren, bunun aynı zamanda pazara erişim, finansman ve rekabetçilik meselesi olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin Gümrük Birliği ve 30 yıllık sanayi entegrasyonu sayesinde Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Diren, otomotiv ve beyaz eşya başta olmak üzere Türkiye’nin Avrupa’nın kritik tedarikçileri arasında bulunduğunu söyledi.
Ancak Avrupa Birliği’nin kendi sanayi tabanını güçlendirmek amacıyla Sanayi Hızlandırıcı Yasası ve “Made in Europe” gibi korumacı yaklaşımlara yöneldiğini belirten Diren, Türkiye’nin yeni dönemde rekabetçiliğini koruyabilmesi için üç temel koşulun öne çıktığını söyledi.
Bunlardan ilki, Türkiye’nin Avrupa’nın yeşil sanayi mimarisine ve “Made in Europe” çerçevesine açık şekilde dahil edilmesi.
İkincisi, Gümrük Birliği’nin etkinliğinin korunması ve geliştirilmesi için ikiz dönüşüm alanındaki iş birliğinin artırılması.
Üçüncüsü ise Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyumlu ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulması; bunun enerji verimliliği ve yeşil finansman mekanizmalarıyla desteklenen bütüncül bir sanayi politikasıyla birlikte yürütülmesi.
Diren, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi ve güçlü yenilenebilir enerji kapasitesini stratejik avantaja dönüştürebilmesi halinde, Avrupa’nın yeni sanayi mimarisindeki konumunu daha da güçlendirebileceğini ifade etti.
TÜSİAD sanayideki zayıflamanın 3 nedenini açıkladı.. yazısı ilk olarak EmlakDream‘de yayımlanmıştır.