İstanbul’un Eski Binaları Ne Kadar Güvenli ? Deprem Korkusuyla Yaşamak Mantıklı mı?

Ali Ağaoğlu’nun İstanbul’un 1970’li yıllardaki inşaat koşullarına ilişkin açıklamaları, eski yapıların güvenliği ve kentsel dönüşüm sürecindeki sorumlulukları yeniden gündeme getirdi. Peki bugün riskli yapı ilan edilerek yıkılan binaların sorumluluğu yalnızca...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ali Ağaoğlu’nun İstanbul’un 1970’li yıllardaki inşaat koşullarına ilişkin açıklamaları, eski yapıların güvenliği ve kentsel dönüşüm sürecindeki sorumlulukları yeniden gündeme getirdi. Peki bugün riskli yapı ilan edilerek yıkılan binaların sorumluluğu yalnızca o binalarda yaşayanlara mı ait?

İstanbul’da kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında çok sayıda bina riskli yapı gerekçesiyle yıkılıyor. Ancak bu süreçte önemli bir soru gündeme geliyor: Yıllar önce inşa edilen ve bugün depreme karşı risk taşıdığı belirtilen yapıların sorumluluğu kime ait?

Ali Ağaoğlu’nun İstanbul’un 1970’li yıllardaki inşaat koşullarına ilişkin anlattıkları, bu sorunun neden daha kapsamlı değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Ağaoğlu’nun anlatımına göre o yıllarda inşaat kumu denizden çıkarılıyor ve bugün Reina’nın bulunduğu bölgede depolanıyordu. Kullanılan kumun önemli bir bölümünün midye kabukları ve balçıktan oluştuğunu belirten Ağaoğlu, dönemin inşaat malzemelerine ilişkin dikkat çekici ayrıntılar paylaştı.

Ağaoğlu’nun aktardığına göre 1970’li yıllarda inşaat demirine ulaşmak da kolay değildi. Bir kamyon demir alabilmek için Karabük Kaymakamlığından belge alınması ve yaklaşık altı ay sıra beklenmesi gerekiyordu. Kullanılabilen demirlerin kalınlığının da sınırlı olduğunu ve kolayca kırılabildiğini ifade etti.

Bu anlatımlar, dönemin yapı üretim koşullarını tartışmaya açarken kullanılan malzemelerin niteliği ve yapı güvenliği konusunda da önemli sorular doğuruyor.

Ancak bu açıklamaların belirli bir dönemin bütün binalarını aynı şekilde değerlendirmek için yeterli olmadığını belirtmek gerekiyor. Her yapının güvenliği; kullanılan malzemeler, taşıyıcı sistem, uygulama kalitesi, zemin koşulları, bakım geçmişi ve sonradan yapılan müdahaleler gibi birçok etkene bağlı.

Deniz kumunun yeterince yıkanmadan ve uygun işlemlerden geçirilmeden kullanılması, betonarme yapılarda ciddi sorunlara yol açabilir. Kumda bulunan klorürler, beton içindeki demir donatının korozyona uğrama riskini artırabilir. Balçık ve diğer yabancı maddeler de betonun dayanımını ve kalitesini olumsuz etkileyebilir.

Benzer şekilde, donatı çeliğinin niteliği, betonun doğru hazırlanması ve yerleştirilmesi, projeye uygun imalat yapılması ve yapının deprem yönetmeliklerine göre tasarlanması hayati önem taşır.

Üstelik 1970’li yıllardaki yapı üretim koşulları, günümüzdeki hazır beton teknolojisi, malzeme standartları ve yapı denetimi uygulamalarıyla aynı değildi. Bununla birlikte, bir binanın yalnızca yapım yılına bakılarak güvenli veya güvensiz ilan edilmesi de doğru değil. Gerçek riskin belirlenmesi için teknik inceleme yapılması gerekiyor.

Tartışmanın en önemli boyutlarından biri de sorumluluk meselesi.

Bugün riskli yapı tespiti yapılan ve yıkım kararı verilen binalarda yaşayan vatandaşlar, çoğu zaman evlerini kaybetme, yeni konut maliyetlerini karşılama, kira ödeme ve taşınma gibi ciddi ekonomik yüklerle karşı karşıya kalıyor.

Oysa bu binaların birçoğu yıllar önce müteahhitler tarafından inşa edildi; projeler ilgili süreçlerden geçti ve belediyeler ile diğer yetkili kurumlar kendi görev ve yetkileri çerçevesinde ruhsat, proje ve denetim süreçlerinde rol aldı.

Burada kritik soru şu: Bir yapının riskli hâle gelmesinde yapım hataları, yetersiz denetim veya mevzuata aykırılıklar etkili olmuşsa, sorumluluk yalnızca bugün o binada yaşayan vatandaşa mı yüklenmeli?

Elbette her eski binanın müteahhidini veya ilgili belediyeyi doğrudan sorumlu tutmak da doğru olmaz. Sorumluluk; dönemin mevzuatı, somut yapı dosyası, yapılan işlemler, varsa kusurlar ve hukuki yükümlülükler üzerinden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak bu değerlendirme yapılmadan bütün mali ve sosyal yükün ev sahiplerinin omuzlarına bırakılması da adalet tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bir binanın 40 veya 50 yıldır ayakta kalmış olması, büyük bir depremde güvenli kalacağının kanıtı değildir. Daha önce yaşanan depremlerde ağır hasar almamış olmak da tek başına yeterli güvence sağlamaz.

İstanbul gibi deprem tehlikesinin yüksek olduğu bir kentte, eski yapı stokunun bilimsel yöntemlerle incelenmesi, riskli yapıların önceliklendirilmesi ve vatandaşların güvenli konutlara erişiminin sağlanması gerekiyor.

Kentsel dönüşüm yalnızca binaları yıkıp yeniden yapmak olarak görülmemeli. Süreç; güvenli yapı üretimini, geçmişteki olası hataların araştırılmasını, sorumlulukların hukuka uygun biçimde belirlenmesini ve vatandaşların ekonomik açıdan korunmasını da kapsamalı.

İstanbul’un geçmişteki yapılaşma koşullarını konuşmak, yalnızca eski binaları tartışmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bugünün şehircilik anlayışını, denetim mekanizmalarını ve gelecekte aynı hataların tekrarlanıp tekrarlanmayacağını sorgulamak anlamına geliyor.

Vatandaşın can güvenliği elbette her şeyden önce geliyor. Riskli yapıların güvenli hâle getirilmesi ertelenemez. Ancak dönüşüm sürecinde vatandaşın karşı karşıya kaldığı mali yükler ve geçmişteki olası sorumluluklar da göz ardı edilmemeli.

İstanbul için asıl soru şu: Kentsel dönüşümde yalnızca binalar mı yenilenecek, yoksa geçmişteki yapılaşma ve denetim sorunlarının sorumluluğu da adil biçimde ele alınacak mı?

İstanbul’un inşaat geçmişi yeniden gündemde

İnşaat demiri bulmak bile büyük sorundu

Deniz kumu betonun dayanıklılığını nasıl etkiler?

Kentsel dönüşümün faturası neden vatandaşa kesiliyor?

50 yıllık bina ayakta duruyor diye güvenli sayılır mı?

Asıl mesele yalnızca binaları yıkmak değil

Emlak Haberi

İstanbul’un Eski Binaları Ne Kadar Güvenli ? Deprem Korkusuyla Yaşamak Mantıklı mı?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Emlak Haber Al ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir